Osmanlı Devleti'nin Nasıl Borçlandığının İbretlik Hikayesi
BÖYLE BORÇLANDI DEVLET-İ ALİYYE
Osmanlı Devleti'nin, İngiliz oyunlarıyla batağa sürüklenmesinin bedelini, bugün dahi IMF anlaşmalarıyla ve yüksek vergilerle ödüyoruz. 1800'lü yıllarda dünyada iki büyük İslâm devleti vardı. Biri Osmanlı Devleti, diğeri ise Hindistan'daki Gürganiye hükümdarlığı idi. Her iki devlet İslâmiyet'in bekçisi idiler. İslâmiyet'in büyük düşmanı olan İngilizler İse devamlı bu iki devleti nasıl yok edebileceklerini planlamakla meşguldü. Önce Gürgariye Devleti'ni parçalamaya karar verdiler. Böylece hem Asya'daki Müslümanları başsız bırakacaklar hem de Hindistan'ın hazinelerine ve ticaretine hakim olacaklardı. Fakat Osmanlı Devleti'nin buna mani olmasından korkuyorlardı. Bunun için Osmanlı Devleti'yle Rusya arasında savaş çıkarmaya çalıştılar. Sıcak denizlere inme hayaliyle yanıp tutuşan Rusya'yı devamlı tahrik ettikleri gibi Sadrazam Mustafa Reşit Paşa'yı da kandırarak Rusya'ya karşı düşmanca bir tavır takınmasını temin ettiler.
İngilizlerin asıl maksadını anlamayan Rus Çan I. Nikola, bu devlet İle Osmanlı toprakları hakkında görüşmeye karar verdi. 9 Ocak 1853'de Saint Petersburg'un kışlık sarayında verilen bir baloda İngiliz elçisine Osmanlı Devleti'nin topraklarını paylaşmayı teklif etti. Ancak İngiltere bu teklifi red ettiği gibi durumu Bâb-ı Âli'ye bildirdi. Bunun üzerine Rusya, Osmanlı Devleti hakkında tek başına tedbirler almaya kalkıştı. İstanbul'a Prens Mençikofu elçi olarak gönderip Fransa'nın Kudüs'te daha önceleri Katolikler adına sağladığı İmtiyazların, Ortodokslar lehine çevirilmesini ve Ortodoks tebeanın himayesinin Rusya'ya verilmesini İstedi. Fakat İngilizlerin yardım edeceklerine, zafer kazanacağına böylece Osmanlı Devleti'nin bir numaralı adamı olacağına inandırdıkları Mustafa Reşid Paşa, bu teklifleri reddedip meselenin diplomatik yollardan çözümünü Önledi. Bunun üzerine Avusturya İmparatorluğu ile Prusya Krallığı, İstanbul ve Petersburg'a kendi hakemliklerinde bir konferans toplanıp savaşın önlenmesini teklif ettiler. Rusya bu teklifi kabul ettiği halde Mustafa Reşid Paşa red etti. Böylece iki devlet arasında münasebetler tamamen kesildi. Rusya harp ilan etmeden Eflak ve Boğdan'ı işgal etti. Bunun üzerine Mustafa Reşid Paşa'nın ikna etmesiyle Sultan Abdülmecid Han, 4 Ekim 1853'de Rusya'ya harp ilan etti. İste böyle bir harbin maddi kaynaklarını karşılamakta güçlük çeken Osmanlı Devleti, Mustafa Reşid Paşa'nın Sadareti zamanında İlk defa dış borçlanmaya gitti. İngiltere ve Fransa'dan 5 milyon altın borç alındı. Ondan önce Osmanlı Devleti asla dış borçlanmaya gitmemiş, bilakis İsveç gibi devletlere borç vermişti. Bundan sonra dış borçlanmanın sonu gelmeyecek ve 20 yıl geçmeden Osmanlı Mâliyesi iflasın eşiğine adım atacaktır.
Osmanlı Devleti'nin borçlandırılması, "Abdülmecid dönemi borçlanmaları" . "Abclülaziz dönemi borçlanmaları", "Ödemeleri durdurma dönemi", "Rüsûm-ı Sitte İdaresi", "Düyûn-ı Umumiyye-i Osmaniye için ayrılan gelirler idaresi", ;'Âbdülhamid-i Sânî dönemi borçlanmaları", "Meşrûtiyet dönemi borçlanmaları" gibi ayrı ayrı bölümler halinde incelenebiliyor. Şüphesiz, bugün TMF gibi borç sömürüsü ile global idareyi elinde tutan uluslarası kuruluşlara borçlarımızın katlanarak arttırılması siyasetinin temelinde de, Osmanlı Devletİ'ne karşı yürütülen bu tip sinsi planlar yatmaktadır.
Ekonomi Tıkırındayken...
Osmanlı Devleti'nde ekonomik faaliyet geniş ölçüde devletin kontrolü altında cereyan etmekteydi. Yaygın bir iktisadî faaliyet olan tarım, devlete ait toprakların işletilmesi esasına dayanıyordu. Buna bağlı olarak kurulan tımar sistemi Osmanlı ziraat ekonomisinin temelini teşkil etmekteydi. Sanayi üretimi ise devlet kontrolündeki ahilik müessesesi içinde yürütülüyordu. Kapalı bir iktisat sistemi olan ahilik, üyelerine çalışma zevki, meslek disiplini, dürüstlük, kanaatkârlık gibi sağlam ahlâk kuralları aşılıyor, meslek itibarını koruduğu gibi standartları ayakta tutarak haksız rekabeti önlüyordu. Bu arada 1820'lerin basında İngiltere, sanayi İnkılâbını tamamlamış ve Napoly Avrupa'da sanayi İnkılâbının neticesi olarak daha fazla ham maddeye ihtiyaç duyulmaya başlanması üzerine Osmanlı Hükümeti de 1826'dan itibaren ham maddesini dışarıya çıkararak esnafın işsiz kalmasını önlemek maksadıyla bir nevi himaye sistemi olan yed-i vahid (tekel) usulünü uygulamaya koydu. Sistemin ayrıca yeni kurulmuş olan Asâkir-i Mansûre-i Muham-mediye ordusuna kaynak bulmak ve üreticinin mahsulünü ucuza satarak aldanmasını önlemek gibi gayeleri de bulunuyordu. Yed-i Vahid uygulaması özellikle İngiliz tüccarlarını son derece rahatsız ediyordu. Nitekim İngiliz Sefiri Fonsenby, yed-i vahid usulü ile ticaret serbestisine konmuş engellere şiddetle çatmakta, "Türkiye'de mahsul yetiştirenler, bunların fiyatlarını tespit etmekte yegâne hakim olan imtiyazlı kimselere satmak mecburiyetinde kaldıkça, Türk sanayiinin geriliğe mahkûm olacağını" iddia etmekte idi. Kısaca yed-i vahid usulü İngiltere'nin Osmanlı Devleti'ni gönlünce sömürmesini engellemekteydi.
Yok Edilen Osmanlı Sanayi
Mustafa Reşid Paşa'nın faaliyetleri sonucu 1838'de önce İngiltere ve sonraki yıllarda diğer Avrupa devletleriyle imzalanan ticari anlaşmalar esnafı ve tüccarlarımızı uşaklığa, devletimizi de borç batağına düşürmekten öte bir işe yaramamıştır. Nitekim anlaşmanın imzalanmasından sonra Avusturya Başbakanı, "İşte Osmanlı şimdi bitti" derken, Osmanlı'ya büyük bir darbenin vurulduğunu daha işin başında söylemekten kendini alamamıştır. Aradan yirmi yıl geçtikten sonra 1858'de anlaşmanın tesirlerim anlatan İngiliz Edward Michelson İse, "Yabancı ülkelerde büyük ünü olan Türk sanayiinin bir çok kolları şimdi tamamen yok olmuştur. Bunlar arasında pamuk sanayii başta gelir ki, bunlar tamamiyle İngiliz sanayii tarafından sağlanmaktadır. Şam'ın çelik bıçaklan, Kıbrıs'ın şekeri, İznik'in çinisi, Tesalya'nın iplik boya sanayii hep yok olmuştur. Bütün bu sanayi kollarının bugün Türk topraklarında artık izi bile kalmamıştır'' derken Türk sanayiinin düştüğü acı durumu dile getirmiştir. Bu arılaşmalar, devlet hazinesini Önemli masrafları karşılayamaz hale getirdi ve Avrupa'dan borç alma yolu açıldı. Böylece dışa bağımlılık devri başlamış oldu.
Padişahın Umutsuz Direnişi
Abdülmecit Han devrinde diğer dönemlerde olduğu gibi Maliyede de yenilikler yapıldı. İltizam usulü kaldırılarak vergilerin devlet adına toplanması için eyalet ve sancaklara geniş yetkili, muhassıl unvanı ile memurlar gönderildi. Muhassıllar doğaldan doğruya Mâliye Nezareti'ne bağlı idiler. Hazırlık yapılmadan kaldırılan iltizam usulü bazı katışıklıklara ve devlet gelirlerinin düşmesine sebep oldu. Bunun üzerine 1840'da ilk olarak kağıt para basıldı ve tekrar iltizam usulüne dönüldü. 1844 senesinde ilk bütçe yapıldı. Tanzimatçı nazırların yaptığı hatalar yüzünden Osmanlı Mâliyesi çok zor dununda kaldı. 1850 senesinde Reşid Pasa, Avrupa devletlerinden borç alınması cihetine giderek Londra Bankası İle anlaştı ve 26ü milyon kumşluk bir borçlanma mukavelesi imzaladı. Sultan bunu kabul etmeyince Hariciye Nazın Âli ve Mâliye Nazın Fuad Paşalar Sultam borçlanma hususunda ikna etmeye çalıştılar. Sultan. ''Ben bu devleti selefimden nasıl buldum ise haletime de öyle vereceğim. Eğer bu borçlanmadan vazgeçilmezse saltanattan vazgeçerim" diyerek borçlanmayı önledi. Sonu baştan hesaplanmayan bu teşebbüs devlete yirmi iki milyon kuruşa mâl oldu. Bu durum devletin mâlî durumunun biraz daha kötüleşmesine yol açtı. 1853'de başlayan Kırım Harbi devletin mâlî durumunu daha da kötüleştirdi. Bunun üzerine Sultan Abdülmecit, toplanan vükelâya hitaben, "Yabancı ülkelere borçlanmamak için çok çalıştım. Lakin durum bizi borç almaya mecbur bıraktı.
Borçların ödenmesi, gelirin çoğalması ile mümkündür. Bu da her devlette olduğu gibi kumpanyalar teşkil ederek, demiryolları yapmakla olur. Fakat gelir arta diye masrafı da arttırmamalıdır': dedikten sonra dış borç alınmasına İzin verdi. 1854 senesinde ilk defa borç alındı, bunu 1855'cle ikinci, 1858!de üçüncü ve 1860'da dördüncüsü takip etti. Bu borçlara karsı devletin önemli gelir kaynaklan ipotek edildi.
İngiliz Oyunları
Kaçamak bir borç anlaşmasının yapılması Osmanlı düşmanlarını tatmin etmemişti. Padişahı mecbur edecek bir yol aradılar. O ela, bu zor durumda Osmanlı'yı Rusya ile savaşa sokup bir taşla üç kuş vurmaktı. İngilizler, Osmanlı'yı destekleyecekleri vaadiyle, Mason paşaların yardımıyla Kının Harbi'ni çıkardılar. Savaşın sonunda İngilizler üç şey kazanmıştı: 1. Hindistan'ı kolayca işgal etmişlerdi. 2. Rusya gibi bir rakibi yıpratmışlardı. 3- Osmanlı'yı avuçları içine almışlardı. Çünkü son derece bozuk olan devletin mâlî durumu 28 Ocak 1854'de Kırım Savaşı'nın başlamasıyla daha da bozulmuştu. Artık Osmanlı Devleti'nin pazarlık yapacak gücü kalmamıştı. Nitekim ilk kesin borç anlaşmaları İngiliz ve Fransızlarla 24 Ağustos 1854'de imzalandı. Buna göre Osmanlı Devleti'nin iç borç tutarı 5.5 milyon Türk lirasıydı. Bu, ilk borçtu.

Yorum Gönder
1.YORUMLARA ADINIZI VE ŞEHRİNİZİ YAZINIZ. BU BİLGİLER YAZILMAZSA CEVAP VERİLMEYECEKTİR
2.SORULAR ONAYLANDIKTAN SONRA YAYINLANACAKTIR.
3.GMAİL HESABI OLANLAR YORUMU YAZDIKTAN SONRA ALTTAKİ BENİ BİLGİLENDİRİ TIKLARSANIZ SORULARA VERDİĞİMİZ CEVAPLAR MAİL ADRESİNİZE GELECEKTİR
4.KÜFÜR VE ŞİDDET İÇEREN YORUMLAR YAYINLANMAYACAKTIR